HASDER’in Dijital Zanaatkârlar Haritası projesi kapsamında, balık ağı örücülüğünü Yedidalga’da sürdüren Ergün ve Aytül Numan’ın evine konuk olduk. Yıllardır bu işi yapan çift, ağ örücülüğünün tüm inceliklerini bizlerle paylaştı.
Deniz İle İç İçe
1959 yılında Lefkoşa’da doğan Ergün Numan, 15 yaşına kadar Günebakan’da yaşamış. Ortaokul eğitimini Yeşilırmak’ta tamamladıktan sonra askerlik görevini yapmış, ardından balıkçılığa adım atmış. 1983 yılında başlayan bu balıkçılık serüveni, bugün hâlâ devam etmektedir.
1985 yılında itfaiyeci olarak göreve başlayan Ergün Numan, meslek hayatı boyunca 13 yıl er, 13 yıl çavuş olarak çalışmış; ardından amir olarak görevini tamamlamış. Balıkçılık ise onun hayatında her zaman var olmuş. Bu yolculuk, babasının tekne almasıyla başlamış; ilerleyen yıllarda kendi teknesini satarak daha büyük bir tekne almasıyla devam etmiş. Uzun yıllar boyunca arkadaşı Refik Yalçıntaş ile balığa çıkan Ergün Numan, onu ustası olarak gördüğünü özellikle vurgulamaktadır.

Eskiden balık avında kullandıkları ağları Neriman Abla adlı bir kadın örermiş. Zamanla bu zanaati kendilerinin öğrenmesi gerektiğini fark etmişler. Ağ donatmayı Ömer Usta’dan öğrenen Ergün Numan, önce kendi ağlarını örmeye başlamış; ardından bu bilgiyi eşine ve üç kızına da aktarmış. Eskiden birçok balıkçı ve ağ donatan varken, bugün bu işi yapan yalnızca bir iki kişinin kaldığını söylüyor.
Ağ Örücülüğünün İncelikleri
Ağ örücülüğünün inceliklerini anlatan Ergün Usta’ya göre her şey doğru ölçüyle başlıyor. Bir ağa başlamadan önce kaç göz alınacağı belirleniyor, ardından ölçü çıkarılıyor. Ölçü alırken genellikle üç gözün yarısı esas alınıyor. Balık ağlarında göz mesafesi, karşılıklı iki düğüm arasındaki mesafeyi ya da bir ağ gözünün (ilmeğin) açıklık ölçüsünü ifade ediyor.
Ergün Usta, ağların tek kat ve çift kat olmak üzere ikiye ayrıldığını anlatıyor. Tek kat ağlar “çıplak ağ” olarak adlandırılırken, çift kat ağlara “fanyalı ağ” deniliyormuş. Fanyalı ağların, balığın ağ içinde torbalanmasını sağladığını belirtiyor. Farklı kalınlık ve kat sayısına sahip ağlarla farklı balık türleri tutulabiliyor. Örneğin, tek kat ağlar genellikle 1 kilonun üzerindeki balıklar için kullanılıyormuş. Kullanılan misinanın kalınlığı ise balık tutmanın en önemli detaylarından biri olarak öne çıkıyor.
Her balık türü için farklı ağların kullanılması gerektiğini söyleyen Ergün Usta, vopa, izmarit ve barbun ağlarının birbirinden tamamen farklı olduğunu ifade ediyor.
Ergün Usta, “Barbun ağı fanyalı bir ağdır; genellikle 2–3 katlı olur ve ortasında “bez” adı verilen bölüm bulunur. Vopa ağının gözleri çok küçüktür ve genellikle 18 mm ya da daha ince olurken, izmarit ağının göz ölçüsü 17 mm’dir” diyor.
Ergün Usta’ya göre fanyalı ağlar en hassas ağlardır; yapım aşamasında hata kabul etmezler çünkü sonradan düzeltmeleri oldukça zordur.
Ağ örücülüğünde kullanılan mantar, ya da diğer adıyla fello, ağın suda doğru şekilde durmasını sağlayan yüzdürücü bir parça imiş. Bu parçalar, hesaplanan mesafelere göre eşit aralıklarla ağın üst yakasına örülürmüş. Yaka ipi ise balık ağının üst ve alt kenarları boyunca uzanan, ağ gözlerinin bağlandığı ana iptir. Mantarlar ve kurşunlar bu ipin üzerine bağlanır. Ağın alt kısmına dikilen kurşunlar ağı aşağı çekerken, mantarlar yukarıda tutar. Ergün Bey’e göre bu denge doğru kurulmazsa ağ suyun içinde yatar ve işlevini tamamen kaybeder.
Bir Ev, İki Zanaatkar
Bugün Ergün Numan’ın eşi Aytül Numan da balık ağı örücülüğünü aktif olarak sürdürmekteymiş. Aslen Serdarlı olan Aytül Hanım, orada doğup büyümüş, 1982 yılında Yedidalga’ya gelin gelmiş. İlkokuldan sonra eğitimine devam edememiş; evlendikten sonra ev hanımı olmuş ve çocuklarına bakmış. O dönemlerde evinde tente işleri yaparak Girne’de satmış. Daha sonra eşi Ergün Numan’dan balık ağı örücülüğünü öğrenmiş.

İlk başlarda yalnızca eşi için ağ diken Aytül Hanım, zamanla balıkçılar için ağ örmeye başlamış ve bunu hem çocuklarına hem de kendisine harçlık olması için sürdürmüş. Bu işin garanti bir gelir sağladığını söyleyen Aytül Hanım, çok sayıda balıkçı müşterisi olduğu için sürekli iş geldiğini ifade ediyor. Hayatı boyunca hem bahçede tosun besleyerek hem de ağ örerek geçimini sağladığını, bu işi yaklaşık 35–40 yıldır yaptığını belirtiyor. Günümüzde ise bu zanaati daha çok keyif aldığı ve tatile gitmek için birikim yapmak amacıyla sürdürdüğünü söylüyor.
Balıkçıların tutmak istedikleri balık türüne göre kendi malzemelerini getirdiklerini belirten Ergün Usta, eşi Aytül Hanım ile birlikte bu zanaati uzun yıllardır sürdürdüklerini dile getiriyor. 2015 yılından bu yana Balıkçılar Birliği Başkanlığı görevini de yürüten Ergün Usta, denizin kendisi için ne ifade ettiğini şu sözlerle anlatıyor:
“Deniz demek huzur demektir, kafayı dinlendirecek yer demektir.”
Balık ağı örücülüğünün ne denli detaylı, hesaplamaya dayalı ve büyük ustalık gerektiren, kuşaktan kuşağa aktarılan incelikli bir zanaat olduğunu ortaya koyan Ergün Usta, bu bilgiyi ailesine de aktararak hem zanaatin sürekliliğini sağlamış hem de kültürel mirasın yaşatılmasına katkıda bulunmuştur.
