Menü
12 Kasım 2021 -

El Sanatları Merkezi

Kıbrıs: Anlatılmamış Öyküler…

Ayyanni’den Halil Mustafa ile Fatma Süleyman’a ait 103 yıllık dolap, değerli arkadaşımız ve okurumuz Kiriakos Yeorgiu Köfteros tarafından aileye iade edildikten sonra, HAS-DER tarafından güzelce, özenle ve sevgiyle restore edildi…

Söyleşi: Sevgül Uludağ

Ayyanni’den 103 yıllık dolabın restorasyonu tamamlandı…

Ayyanni’den Halil Mustafa ile Fatma Süleyman’a ait 103 yıllık dolap, değerli arkadaşımız ve okurumuz Kiriakos Yeorgiu Köfteros tarafından aileye iade edildikten sonra, HAS-DER tarafından güzelce, özenle ve sevgiyle restore edildi.

2 Kasım 2021 tarihinde, dolabın sahipleri Halil Mustafa ve Fatma Süleyman’ın torunu Öcal Dallı’nın daveti üzerine HAS-DER’e gittik ve burada değerli arkadaşımız Kiriakos Yeorgiu Köfteros, Ayyannililer (Aydın) Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Cemal Dermuş ve HAS-DER yetkilileri ile ve ayrıca dolabı restore eden ustayla buluştuk…

KİRİAKOS YEORGİU KÖFTEROS, DOLABI İADE ETMEK ÜZERE KORUMUŞTU…

Olağanüstü güzellikteki bu dolabı, Dikomo’dan 1974’te savaştan sonra ayrılıp göçmen olarak güneye, Ayyanni’ye yerleşen Kiriakos Yeorgiu Köfteros’un ailesi orada bulmuş, bir süre kullandıktan sonra dolabı Kambos’taki köy evlerinde koruma altına almışlardı. Uzun yıllar dolabı, bozulmasın diye karanlık bir yerde tutan Kiriakos, dolap kapağında yazılı isimleri bize göndermiş ve dolabın kime ait olduğunu bulmamızı istemişti. Dolap kapağında ailenin dünyaya gelen çocuklarının isimleri ve doğum tarihleri bulunuyordu. Biz de bundan hareketle Ayyannililer (Aydın) Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Cemal Dermuş’u aramıştık ve o da bize yardım ederek dolabın aslında şu anda hayatta olmayan Halil Mustafa ve Fatma Süleyman’a ait olduğunu bulmamızı sağlamıştı.

DOLAP 17 TEMMUZ 2021’DE GÜNEYDEN KUZEYE GETİRİLMİŞTİ…

Araya pandemi dönemi girmiş ve dolap bir süre daha Kiriakos’un koruması altında kalmıştı. Nihayetinde, barikatlar açıldıktan ve pandemi dönemi biraz hafifledikten sonra Cemal Dermuş ile Halil Bey ve Fatma Hanım’ın torunu Öcal Dallı, arkadaşımız Kiriakos’la anlaşarak 17 Temmuz 2021 tarihinde dolabı Kambos’taki yerinden alıp kuzeye getirmeye gitmişti.

Cemal Dermuş, eski dolapların ve eski eşyaların restorasyonunda çalışmakta olan HAS-DER’le de bir anlaşma yaparak dolabın restorasyonunu profesyonel biçimde yapmalarını öngörmüştü. Böylece dolap HAS-DER’e verilmişti ve bir de sözleşme yapılmıştı bu çerçevede…

HAS-DER TARAFINDAN RESTORE EDİLDİ…

Nihayetinde dolap üç hafta süreyle özenle, sevgiyle ve titizlikle restore edildi. 2 Kasım 2021 tarihinde bu olağanüstü güzellikteki dolabın restorasyonu bitmiş haliyle görmeye gittik hep birlikte ve HAS-DER yetkililerinden Hasan Çağlıoğlu, dolabın restorasyonunu gerçekleştiren usta olan Halit Sayar, Cemal Dermuş, Öcal Dallı ve Kiriakos Yeorgiu Köfteros’la röportajlar yaptık HAS-DER’de…

***  HAS-DER sorumlularından Hasan Çağlıoğlu:

“Bir çok eşyanın bir tarihi vardır… Dolapların da öyle…”

SORU: Hasan Bey, kaç yaşındasınız? Ne zamandan beridir HAS-DER’desiniz?

HASAN ÇAĞLIOĞLU: Ben 44 yaşındayım, 1998’de başladım HAS-DER’e, halk dansları alanında başladım. 2003’te de burada sorumlu olarak çalışmaya başladım…

SORU: Bu dolap geldiğinde ne hissettiydiniz?

HASAN ÇAĞLIOĞLU: Zaten ana alanlarımızdan bir tanesidir restorasyon… Her bir mobilyayla, doğal bir şey hissediyorum, ben kişisel olarak da farklı bakıyorum bu restorasyon işlerine… Bir çoğunun bir tarihinin olduğuna inanıyorum, özellikle dolaplar bunu belli ediyor, dolapların içerisindeki yazılarda görüyoruz bunu yani tarihin olduğunu. İnsanlar çünkü hayatlarındaki önemli şeyleri dolabın arkasına not ediyorlar…

Benim bu eski şeylere olan ilgim yine bir dolapla başladıydı. Bu dolapta da bunu yaşadık, tabii hikayesinin da olduğunu öğreninca sahiplerinden bir daha farklı gözle bakmaya başladık, titiz bir çalışma yürütmeye çalıştık açıkçası.

SORU: Benzer bir dolap gördümüydünüz bu tarz?

HASAN ÇAĞLIOĞLU: Ya… Gördüm. Akıncılar/Lurucina köyünden almıştık. Yine çok işlemeli bir dolaptı, yine aileye ait bir dolaptı ve onda da gene ailenin kayıtları vardı… Yani çocukların doğum tarihleri, o günlerde İngiltere’ye giden akrabalarının hangi tarihte geri geldiği, tekrar ne zaman gittiği gibi bir sürü not görmüştük.

SORU: Bir tür “notebook”tu demek ki dolap kapakları bir zamanlar…

HASAN ÇAĞLIOĞLU: Evet, aynen öyle… Hafıza…

SORU: Bu dolabı ne yaptınız tam olarak?

HASAN ÇAĞLIOĞLU: Şimdi bu dolabı ilk aldığımızda öncelikle mevcut dokuyu, mevcut sahip olduğu özellikleri korumaya çalıştık. Temizliğini yaparken hassas davrandık. Yani her parçayla ayrı ayrı ilgilendik aslında. Çünkü her bir parçanın altından başka bir şey çıkabilir endişemiz vardı sürekli, dolayısıyla bunları kaybetmemek için titiz bir çalışma yürüttük.

Şunu söyleyebilirim: Dolabı temizlemeye başladığımız zaman, üstündeki dokuyu temizlemeye başladığımız zaman altında farklı, o günün şartlarına göre ustanın uyguladığı teknikleri da gördük. Yani mesela astar olarak kırmızı bir boyanın atıldığını gördük. Dışta görünmüyordu ama temizlemeye başladıktan sonra gördük onu. Renklerin daha net ortaya çıkmasını sağladık temizliklerde ve aynı renkleri uygulamaya çalıştık.

SORU: Hangi ağaçtan yapılmıştır?

HASAN ÇAĞLIOĞLU: Bu, selvi ağacından yapılmıştır. Bir da bir diğer özelliği, eski diğer çoğu dolapta olduğu gibi, bu dolabı birleştirirken herhangi bir vidalama tekniği kullanılmamıştır, vida yoktur. Yani bu dolap dağılır, demonte bir şekilde istediğiniz yere götürüp kurabilirsiniz ama vida yoktur. Tüm eklemleri bağlayan, ahşapla ilgili mekanizmalar kullanılmıştır.

SORU: Bu teknik artık yok galiba…

HASAN ÇAĞLIOĞLU: Şu an yok… Yani işin kolayı seçiliyor, vidalama, işte çivileme, tutkallama gibi teknikler kullanılıyor, biz de kullanıyoruz yeni ürünlerimizde ama eskiyi yapacak olursak eğer yani bu ürünün aynısını veya benzerini yapacak olursak, aynı teknikleri uygulamaya çalışıyoruz.

SORU: 1918 yılında yapılmış bu dolap ve üstünde yapan ustanın adının başharfleri de yazıyor… Yani 103 yıllık bir dolap bu… Bir Kıbrıslırum usta yaptı bunu diye biliyoruz…

HASAN ÇAĞLIOĞLU: Evet… Bir Kıbrıslırum ustanın, Kıbrıslıtürk bir aile için yaptığını görüyoruz bu dolabı. Bu da aslında bizim ülkemizin güzel bir özelliği diyeyim kültür anlamında.

SORU: Üzerindeki sembollerle ilgili bir şey söylemek ister misiniz?

HASAN ÇAĞLIOĞLU: Yani ay-yıldızların dışında diğerleriyle ilgili spesifik bir şey söylemem mümkün değil. Kitaplara baktığımızda buna benzer motifler görüyoruz ama bir anlam içerir mi, içermez mi, o konuda elimizde herhangi bir döküman yok maalesef… O anki ustanın hakim olduğu motifler yönünde bir çalışma olabilir. Kafasında ne vardı ustanın bunları yaparken? Sanattır sonuçta… Günümüze göre baktığımızda, ince detayların olduğunu da söyleyebilirim, yani çok kaba çalışmalar değil… Onları görebiliyoruz…

SORU: Dolabı kim restore etti?

HASAN ÇAĞLIOĞLU: Burada ustamız, Halit ustamız var. O yaptı…

***  103 yıllık dolabın restorasyonunu yapan usta Halit Sayar:

“Dolabı üç haftada restore ettik…”

SORU: Tebrik ederim sizi, çok güzel restore ettiniz bu güzel dolabı…

HALİT SAYAR: Teşekkür ederim.

SORU: Ne hissettiydiniz bu dolabı gördüğünüzde? Benzerini restore etti miydiniz daha önce?

HALİT SAYAR:  Tabii, devamları da vardı bunun. Aynı şekilde, motif değil ama farklı olarak, aile isimleri içerisinde vardı, daha önce restore ettik benzer bir dolabı. Gayet zevkli, güzel, eskilerimizin tarihi olduğu için gururnan yaptık yani, hassas bir şekilde.

SORU: Ne kadar zamanda restore ettiniz bu dolabı?

HALİT SAYAR: Üç hafta gibi bir süre tuttu…

SORU: Yani üç hafta sadece bununla uğraştınız…

HALİT SAYAR:  Tabii… Tek tek, ayrıntılı bir şekilde…

SORU: Eski güzelliği ortaya çıktı…

HALİT SAYAR: Evet…

***  Ayyannililer (Aydın) Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Cemal Dermuş:

“Keşke anamın da böyle bir dolabı olsaydı diye düşündüm…”

SORU: Siz neler hissedersiniz şu anda? Herhalde çok mutlusunuz…

CEMAL DERMUŞ: Vallahi Öcal bana daha önce bir fotoğraf gönderdiydi dolabın şimdiki restore edilmiş şekline yakın halini… Açıkçası görünce son halini dedim ki “Keşke anamın da böyle bir dolabı olsaydı ve öyle bir heyecanı da daha derinden yaşamış olsaydım…”

Gene aynı heyecanı duydum çünkü her aşamasında bulunmuş, dolabın muhafaza edildiği yerdeki halini görmüş, birebir arabaya yükleyip buralara getirkenki hallerini düşünüyorum… Kendi evimde birkaç gün muhafaza ettim… O dönemki heyecanımdan, parça parça getirmiş olmamıza rağmen evde durdum, acaba bütünü nasıl görünecek diye evde kurdum, tekrardan bozup buraya getirdim…

SORU: Durup burasıyla yani HAS-DER’le anlaşma yaptınız, sözleşme yaptınız…

CEMAL DERMUŞ: Evet, evet…

SORU: Kaça maloldu bu restorasyon?

CEMAL DERMUŞ: Vallahi Hasan Bey’le biz konuştuğumuzda bize sunulan teklif, 2,500 TL gibi bir rakamdı, derneklere göre yapılan bir uygulama bu…

SORU: Kişisel olsaydı, 4,500 TL olacaktı… Ayyannililer (Aydın) Kültür ve Dayanışma Derneği adına yaptırdığınız için 2,500 TL’ye maloldu…

HASAN ÇAĞLIOĞLU: Bu, dernekler arası bir dayanışma, artı böylesi bir tarihi olan bir ürünün da tekrardan kazandırılması amaçlı, zaten vakfımızın da misyonlarından biridir, günün sonunda böyle bir uygulama yapmaya karar verdik. Bir nebze de olsun, kurumumuzun bir katkısı olsun diye düşündük. Bu çerçevede böyle bir fiyat politikası uyguladık.

CEMAL DERMUŞ: Aslında çok farklı duygular içindeyim ama dolabın esas sahibinin torunu olan Öcal Dallı kardeşime, düşüncelerimde hayal ettiğim şeyleri gerçekleştirmem için attığı adımlara teşekkür ederim. Neticede onların dolabıdır, atalarından kalma bir dolaptır ama bütün konuşmalarımızda, Öcal da, aile de, derneğin binası olursa orada sergilensin öyküsüyle birlikte şeklinde bir anlayış vardır. Bu işte Öcal’ın katkısını asla unutamayız… Çünkü şöyle bir şey da vardır, dolabı ben buraya getirdim, gene Öcal’la birlikte getirdik ama buraya getirdikten sonra ben hiçbir aşamasına karışmadım, görevi tamamen Öcal’a devrettim, “Öcal, bu senin atalarının mirasıdır, bu işte de sen, hobi olarak da olsa merakın vardır, anlıyorsun. Beni hiç başkalarıyla karşı karşıya getirme, sen git, takip et bu işi, beğenmediğin tarafı söyle, “Beğenmedim” diye, yapsınlar” dediydim…

SORU: Kiriakos arkadaşımızın Ayyanni’de bulduğu çocuk sandaliyesi ne oldu?

CEMAL DERMUŞ: Sandaliyeyi de tamire verdim, o da tamir edildi ama henüz gidip alamadım, o da Bostancı’dadır (Zodya). Yani bu heyecanı, bu mutluluğu yaşarken ben Öcal’dan, herkesten önce iki kişiye teşekkürüm vardır. Tabii bu yolculuğa önce bizi Kiriakos çıkardı, senin katkılarınla… Dolayısıyla senin hakkın ödenmez…

SORU: Estağfurullah… Biz sadece aracıyık, elçiyik… Yeter ki yurdumuz bu tarz insani hareketlernan hatırlayabilsin ki insaniyet da var bu topraklarda… Sadece korkunç olaylar olmadı, insani jestler da oldu ve oluyor ve olmaya da devam edecek…

***  Dolabın sahibi Halil Mustafa ve Fatma Süleyman’ın torunu Öcal Dallı:

“Dolabın yolculuğu devam ediyor… HAS-DER’in katkılarıyla birkaç yüz sene daha yaşatabilirsek onu, ne mutlu bize…”

SORU: Nasıl bir süreç oldu dolap buraya geldikten sonra?

ÖCAL DALLI: Dolap geldikten sonra, HAS-DER’in elinde işler vardı, onların bitişini bekledik. Ve bir gün arayıp dediler ki “Biz yarın başlıyoruz…”

Geldim işte, Halit Usta’yla tanıştık, restorasyonu yapan ustamız. Ve ondan sonraki süreçte üç hafta boyunca neredeyse iki-üç günde bir buraya uğrayarak ne yaptıklarını gördüm. HAS-DER’in şu özelliği var: Yaparken, görüş da aldılar. Tabii ki profesyonel onlardır ama ağacın üzerindeki eski doku kazınırken hani günün sonunda “Bu niye böyle oldu?” demememiz için, her işlem yapılırken, bunlar temizlenirken hepsini gördük… Bu elimde tuttuğum parça, Ekim’in ilk haftasıydı, Halit Usta, bütün parçaları, çitaları tek tek söktü, temizledi, gizli çiviler vardı, zamanla açıldığı için içinde kir ve pas vardı. Bunları temizlemek zorundaydı. Yanılmıyorsam Ekim’in ya 7’siydi, ya da 8’iydi… Temizlik yaparken bu parçayı aldım ve koklanınca çıra kokusu geldi… Yani düşünün 100 yıl orada hapsolmuş… Kiriakos’un bir sözü vardır, “Karanlıkta gizlenen ahşaba hayat verdiniz” dedi, hayat veren tabii ki HAS-DER’dir ama bu da bize “Canlıyım ben” diyor. O kokuyu hissettim, aldım parçayı, eve geldim… Ve halen üstünde çıra kokusu var… Ve bu parçayı hatıra olarak aldım, saklamak için.

Bir yolculuktu, 100 sene yaşadı ve HAS-DER’in katkılarıyla da bu dolap birkaç yüz sene daha yaşatabilirsek ve bizden sonraki kuşaklara da bu saklanırsa, ne güzel olur.

SORU: Dolabın kapağının içindeki isimlerin üzerine de cila atıldı ve böylece bu isimler de korunmuş oluyor… Bu isimler olmasaydı, sizi bulamazdık…

ÖCAL DALLI: Evet, bu isimler de korundu… Dediğim gibi, bir yolculuktu bu dolabın hikayesi… Şu an kısa bir süre için dolap yolculuğuna mola verecek, ta ki Ayyannililer Kültür Derneği inşallah muvaffak oluruz, bir tane lokal binası olur ve o bölgeden toplanan objeler orada muhafaza edilir. O sürece kadar bu aile yadigarını kendi evimde muhafaza edeceğim, ondan sonra da dernek binası bittiğinde oraya teslim edip bizden sonraki kuşaklara gitmesi için yolculuğuna devam etsin bu dolabımız…

Biz dolabı ilk alıp bu tarafa getireceğimiz zaman, Kiriakos’tan bir evrak istediydik, yolda gelirken polis dururursa diye, o da “Veremem” dedi önce… Dedik ki “Niye veremen?”… Sonra dedi ki, “Bana ait olmayan birşeyi ben size nasıl bağışlarım?” Yani hiçbir zaman bunun kendisine ait olmadığını öngörmüştü, sadece muhafaza etti, eski sahiplerine gün ola iade etmek için. Budur işte insanlık onuru dediğimiz olay. Yani bu bir kültür objesidir… Bu, yanıp gidebilirdi bir sobada…

SORU: Ama bu işte aile terbiyesidir. Aile nasıl alıştırırsa çocuğa, “Bu şekilde yaklaşacan” diye… Yani o örnek davranışı aileden görmezsa, sonradan golay golay edinilen bir şey değildir bu…

ÖCAL DALLI: Evet… Yani bu bile, bana kalırsa Kiriakos’un gelecek kuşaklara bıraktığı çok güzel birşeydir. Yani bu dolap bir sobada yanmış olabilirdi şu an… Ama bir adım attı…

Evet, bu adada bir acı geçmişimiz var ama bu geleceğimize ancak ışık tutacak ve gelecek daha emin, daha sağlıklı, daha barışçı adımlar üzerine kurulabilmek için… Çünkü küçücük bir adada yaşıyoruz iki toplum olarak. Geçmişte hatalarımız, bir çatışma ortamı oldu, kırgınlıklar, ölümler… Herşey oldu… Ama Kiriakos’un bu adımı, bunun gibi birçok adım da vardır ki çocuklarımızın bu adada daha barışçıl bir gelecek inşa edebilmeleri için… Bu açıdan biz Kiriakos’a nasıl teşekkür etsek, azdır.

***  Dolabı sahiplerine iade eden arkadaşımız, okurumuz Kiriakos Yeorgiu Köfteros:

“Başka insanlara ait şeylere saygı göstermeyi öğrenmeliyiz…”

SORU: Kiriakos, bugün neler hissediyorsun? İade ettiğin dolap işte karşında, onu restore ettiler güzel güzel…

KİRİAKOS YEORGİU KÖFTEROS: Usulca, sevecenlikle dokandım az önce bu dolaba, uzanıp öptüm bu dolabı… Küçük, neredeyse ölmek üzere olan aç bir kedicik gibiydi bu dolap, şimdi mutludur… Ben de mutluyum… Hep düşünüyordum, “Bu dolabın sahiplerini neden bulmayayım” diye… Ve senin sayende gerçekleşti bu, onları buldum sayende… Şimdi burada hep beraber, biraradayız. Ama yalnız kaldığımda ilerleyen saatlerde, bilirim ki ağlayacağım bu günü düşündüğümde…

SORU: Ancak aileniz kazandırdı size böylesi insani değerleri, böylesi insani düşünceleri… Annenle baban kazandırdı sana bu değerleri… Öcal Bey’e de bunu anlatıyordum… Sonradan kazanılan bir şey değil bu, çok zor bu değerleri sonradan kazanmak eğer aile vermiyorsa… Aksi halde Öcal Bey de işaret etti, kolaylıkla şöminede yakabilirdin bu dolabı, eğer bu insaniyet olmasaydı sende… Ama hayır, sen korudun bu dolabı ve sahiplerine iade etmek için de uğraş verdin… Ve bulduk onları… Ve dolabı verdin… Ve şimdi restore de edildi… Pırıl pırıl duruyor karşımızda…

KİRİAKOS YEORGİU KÖFTEROS: Evet, başkaları belki de bu işaretleri (ay-yıldızı kastediyor – S.U.) görselerdi, belki de şöminede yakarlardı bu dolabı… Bu, tarihtir… Bu dolap, bu adanın tarihçesini taşıyor… Başka insanlara ait olan şeylere saygı göstermeyi öğrenmeliyiz. Mallarına saygı göstermeliyiz başkalarının. Eğer senin değilse o mal, o eşya, senin onu almaman gerekir. Bu dolabı iade edebilmek bana çok büyük mutluluk verdi… Kardeşlerim de bundan mutluluk duydu… Belki onlar doğrudan karışmadı bu iade işine ama konuyu biliyorlardı…

SORU: Çok çok teşekkürler sevgili Kiriakos… İnsaniyetin için sana teşekkür ediyorum…

(YENİDÜZEN – Kıbrıs: Anlatılmamış Öyküler… Sevgül Uludağ – 10-11.11.2021)